ALTIN NEŞTER VE KOCA KARI TEDAVİLERİ
|
|
|
|
|
|
A.Mahir PEKŞEN / 03.06.2011Allah dert verip derman aratmasın. Dert verirse de dermanı doğru yerlerde arama akıl ve mantığını versin.
Kış aylarında geçirdiğim grip, kalıcı burun tıkanıklığına neden olmuştu. Burun tıkanıklığının nedeni geçirdiğim grip miydi gerçekten?... Akıl alma için Google ustaya başvurdum önce… Ooooo, bir de ne göreyim? Meğerse burun tıkanıklığının elli çeşit sebebi olabiliyormuş!
Yün yatak-yorgan, halı, seccadeden tutun da evinizde beslediğiniz o güzel görünümlü, şen şakrak muhabbet kuşlarına kadar her şey sorumlu.
Aspirinse burun tıkanıklığında idam sehpasına çıkarılacak kadar çok suçlu.
Baharın gelmesi, evinizde çiçek açan ya da açmayan bitkiler.
Evdeki güzel kuşumuzu, rahatsızlığıma sebep olduğu düşüncesiyle başka birine hediye etmeyi içimden geçirirken, o kendiliğinden göçüp gitti. Ardında altın rengi kafesi ve bir avuç yemiyle…
Odalarımızı süsleyen çiçekleri bahar gelmesi dolayısıyla dışarı attık. Yün yastıklar yerine yün olmayanları, pamukları devreye soktuk.
Nem oranını ayarlamaya çalıştık.
Bu arada odaya nem salıcı cihazlardan sonra odanın fazla nemini alıcı mekanizmaları geliştirildiğini de öğrendik.
Termometreyi modernleştirdik ve yanında alarmlı saati ve nem ölçme hüneri de olan dijitallerini aldık.
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyen Kanuni’ye kulak vermemize gerek kalmadan öğrendik sağlıklı bir nefesin kıymetini.
Bu arada Google ustadan okuyarak, koca koca profesörlerin burna karbonat ve tuzlu su karışımı çekme tekliflerini deneme gafletinde de bulundum. Hatta tuzun hası olsun diye bu günlerde ekranlarda sık sık endamını gösteren Himalaya tuzunu tedarik edip kullandım.
Hatta çörek otu yağını denemeyi de düşündüm.
Her deneme burun tıkanıklığını biraz daha artırıp nefes almayı güçleştirince daha ciddi tedbirler alma gereği ortaya çıktı.
Sonra en akılcı yolu buldum tabii.
Uzman doktora görünecektim.
Ve ertesi gün kendimi Uzman Kulak Burun Boğaz Doktoru Türkan Tekeş Kıncır hanımefendinin karşısında buldum.
Benden önceki yaşlı ve çocuk hastaları tatlı dil ve güler yüzle muayene ettiğini görünce hafifledim adeta.
Benim için ayırdığı süre belki iki üç dakikaydı ama konuyu iyi anladığına ikna oldum. İnternetten edindiğim sınırlı bilgi ile kendi kendime koyduğum “konka hipertrofisi” teşhisimi mırıldandım büyük bir bilecenlikle.
“Hayır” dedi doktor hanım ve “Nazal polip” mustaribi olduğumu söyledi.
Bir aylık ilaç tedavisi ve ardından küçülmeyen, hatta büyüyen polipler.
Çekilen BT sonucunda ameliyat kararı.
BT’de açıkça görünün nazal polipin halk dilindeki adı burun ya da geniz eti olsa gerek.
Ve maalesef bunu eritmek için ne çörek otunun tesir edeceği düşünülebilir ne de karbonatlı tuz karışımının. Himalayalarda önemli bir gedik açacak kadar tuz tüketsem de bu etin, (nazal polipin) eriyeceğine ihtimal daha vermiyorum.
Özel aletlerle buruna bakılmaksızın, üzüm salkımı gibi sallanan polipler görünmeksizin ve bilgisayarlı tomografi’nin netliğinden yararlanmaksızın kocakarı tedavisine kalkışmak bulanık suda balık avlamaktan daha saçma geliyor bana.
Ve Türkan hanımın altın neşteri 10 dakika gibi kısa bir süre de yalnız burun boşluğundaki nazal polipi yok etmekle kalmadı aynı zamanda deviasyon ameliyatı da yaptı. Bu arada Numune Hastanemizin anestezi teknolojisinin de ne kadar mükemmel olduğunu gördüm. Ameliyat lokal yapıldı ama öylesine hoş bir hal içindeydim ki acıyı hissetmedim. Uyku ile uyanıklık halinin bu kadar güzel ayarlanabileceğini düşünemiyordum doğrusu.
Şunu da unutmayın, bazı dostlarımız olayları istemeyerek abartabiliyor. Burnumda tamponla numune hastanesinin bahçesinde gezerken bir dostum;
-Ameliyat bitti sanma. Asıl acıyı bu tamponların çıkarılmasında yaşayacaksın. Ben yaşadım… Hala o acıyı unutamıyorum, dedi.
Etkilenmediğimi söyleyemem. Korktum biraz. Ameliyatı hissettirmeden yapan usta ele güveniyordum.
Tamponu çıkarma işlemi on saniye mi sürdü, on beş saniye mi bilemiyorum ama denilenin yüzde biri, tahmin ettiğiminse onda biri kadar bile acı çekmedim.
Ve akıllı insanların başkalarının tecrübelerinden de yararlanacağını düşünerek diyorum ki; hastalandığınızda uzman bir doktora başvurun. Titri ne olursa olsun, otlarla, bitkilerle tedavi önerenlere ise ihtiyatla yaklaşın.
Bu vesileyle şuna bir kere daha inandım ki; kutsal isimlerin de istismar edilmeye başlandığı bitkisel tedavi çılgınlığına mutlaka dur denilmeli. Eczacılık gibi binlerce yıl birikimi olan bir bilim dalının sırtı, ak ile karanın birbirine karıştığı şu dönemde, bir kaç üçkâğıtçı tarafından yere vurulamamalı.
ETLİK MEVSİMİ VE KIYMA HAKKI…
TUZLA BELEDİYESİNDE ÖĞRENCİYE HİTAP
KIRŞEHİR’DE ŞİİR GİBİ İKİ GÜN
ŞAHİKA
GÖLDE BİR AKŞAMÜSTÜ
AYDINLIK CAMİ
İHRAMCIZADE VE BOYNU BÜKÜK MİNARENİN TEVAZUU…
ORDAN VEREMEK...
KARDAN KAFTAN’LI BAŞKAN...
SİVAS’A BU YAKIŞTI...
MAHALLEDE DÜĞÜN VAR
MAHİRANE
SİVAS KOKLAMAK
ZERRENİN SOR SIRRI
NURİ DEMİRAĞ’DAN ÖĞRENDİKLERİM
CIBILLAR PARKI
ÜÇ ÖNEMLİ GELİŞME
NİHÂVENT SESLENİŞ...
TRABZON VE SİVAS
TRABZON VE SİVAS -2-
TUZLA BELEDİYESİNDE ÖĞRENCİYE HİTAP
YAPRAKTA DEMİR TOZU
