ETLİK MEVSİMİ VE KIYMA HAKKI…
|
|
|
|
|
|
A.Mahir PEKŞEN / 28.11.2011Türk milletinin öyle güzel hasletleri vardır ki, bunlar sayesinde toplumda huzur, mahallede dayanışma, şehirde güven oluşur.
Bunlardan biri misafirperverliktir. Arkadaşa, yolcuya, konuya komşuya ikramı da bu özellik içine dahil edebiliriz.
Divriği’li gençlerden biri, Avrupa’dan gelen kendi akranı bir yabancı genci gezdirirken bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor ve hemen, tahtalarına bastıkça ahşabın musikisini duyabileceğiniz küçük, şirin, sevimli mahalle camilerinden birinin içine giriyorlar. Yağmur dinene kadar caminin sıcaklığı bir güzel kucaklıyor onları. Misafir genç İngilizce olarak soruyor,
-Buraya girdiğimiz ve oturduğumuz için kimse bize bir şey demez mi?
Bizim genç göğsünün gere gere cevap verir,
-Hayır! Burası bizim mabedimizdir ve halka açıktır. Böyle bir şeye rastlamasaydık, rastgele bir evin desenli demir tokmağını vurur ve çıkan ev sahibi tarafından içeri davet edilirdik.
Yabancıda hayranlık had safhadadır.
Divriği’nin meşhur konaklarından birini gezdirir, tarihimizin, sanatımızın yüceliğini anlatabilmek için. Ziyaret bittikten sonra bahçeye de inerler. Elmadan, armuttan, kirazdan kaysıdan ne varsa dalından yeme zevkini tadarlar.
-Allahaısmarladık, der ayrılırlar oradan,
Yabancı yine merakla sorar,
-O kadar meyve yedik, parasını vermeden çıktın.
Bizim genç yine iftiharla cevaplar,
-Bunlar ev sahibinin ikramıdır. Para vermek gerekmediği gibi teklif etmek bile şık olmaz.
İkram meselesi açıldığında, Sivas’ımızın cömertliğini ve bu arada da Cafer TOKMAK Beyi hatırlarım. Hani şu yıllardır PTT’de herkesin işine güler yüzle koşturan arkadaşımı.
Sivas’ta etlik ya da kıyma-kavurma mevsimi diyebileceğimiz bir zaman dilimi olurdu. Bu, ekim ayının sonlarında başlayıp kasım aylarının ortalarında hitam bulan kilerlerin kışlık ihtiyaçlarını karşılama süresinde gövde gövde küçükbaş hayvan etleri taşınır evlere. O zamanlar henüz saltanatları cari olan avlularda yakılan ateşler üzerine oturtulan, kazan, teşin/teşt/leğen ya da büyük tencerelerde kıymalar kavrulurdu.
Bu kavurma dediğimiz mübarek yiyeceğin kokusu buram buram tüter, neredeyse bir iki sokak ötede aşeren gelinlerin burunlarına kadar giderdi. “Gelinimizin canı kavurma çekti anam-bacım, iki tike verin de torunumuz sağlıklı dünyaya gelsin” diyen kayınvalideler bile olurdu. Tabii bu talebe meydan vermeden, “Neriman emenin gelini hamile, zavallının canı çeker, hemen iki kaşık kıyma götüreyim” diye ince düşünenler de oldukça fazladır.
Sivas’ın bundan neredeyse 40 yıl önceki evlendirme memuru olan Rahmetli Osman TOKMAK, işten çıkmış, şimdi ki Sivas Lisesi’nin az yukarısında bulunan evine gitmektedir. Bir yerden burnuna öyle güzel bir koku gelir ki, durur üst üste birkaç sever nefes alarak kokunun menşeini anlamaya çalışır. Menşeini anlamakla kalmaz, bu güzel, davetkâr kokunun nereden geldiğini bile tespit eder. Bu koku, şimdi hal içinde evlatları tarafından hala faaliyet icra eden Yayla Kasabı rahmetli Şeref BEKİŞ’in evinden yükselmektedir.
Cafer beyin babası olan Osman Tokmak bey evine gider ama aklı kavurma kokusunda kalır. Alır eline küçük bir tabak düşer yola. Çalar Rahmetli Şeref Amca’nın evinin kapısını. Tabağı uzatır,
-Komşu hakkı diye bir şey var, biraz kavurma verin hele der.
Şeref Amca küçük bir tabak kavurma vermekten kaçacak değil ya. Gülerek doldurur tabağı ağzına kadar.
Osman Tokmak bey eve gelir ev halkıyla beraber kıymanın yağına somun bana bana bir güzel yer.
Sivas’ımız da artık eskiden kalan bir adet vardı. Nikâh kıydıran aileler, nikâh memuruna, genellikle Şekerci Kazım Amca’dan, lokum, çikolata ve badem şekerinden müteşekkil bir kutu hediye ikram ederlerdi. Bu asla nikâh memurları tarafından istenmez, gönlünden kopan düğün sahipleri tarafından adeta zorla ikram edilirdi.
Osman Tokmak, kendisine ikram edilen bu kutulardan birini alır ve Şeref Bekiş’in evinin kapısını çalar.
-Buyur komşu, diye kapı açılır.
-Afiyetle yiyiniz, diyerek kutuyu uzatır nikâh memuru,
“Nereden icabetti?” sorusunu sormadan izah eder,
-Geçen ikram ettiğiniz kıyma komşu hakkıydı. Şu lokum da “kıyma hakkı” der, tebessüm ederek.
ALTIN NEŞTER VE KOCA KARI TEDAVİLERİ
TUZLA BELEDİYESİNDE ÖĞRENCİYE HİTAP
KIRŞEHİR’DE ŞİİR GİBİ İKİ GÜN
ŞAHİKA
GÖLDE BİR AKŞAMÜSTÜ
AYDINLIK CAMİ
İHRAMCIZADE VE BOYNU BÜKÜK MİNARENİN TEVAZUU…
ORDAN VEREMEK...
KARDAN KAFTAN’LI BAŞKAN...
SİVAS’A BU YAKIŞTI...
MAHALLEDE DÜĞÜN VAR
MAHİRANE
SİVAS KOKLAMAK
ZERRENİN SOR SIRRI
NURİ DEMİRAĞ’DAN ÖĞRENDİKLERİM
CIBILLAR PARKI
ÜÇ ÖNEMLİ GELİŞME
NİHÂVENT SESLENİŞ...
TRABZON VE SİVAS
TRABZON VE SİVAS -2-
TUZLA BELEDİYESİNDE ÖĞRENCİYE HİTAP
YAPRAKTA DEMİR TOZU
